ME
NU

Efkaristiya

Efkaristiya

AYİNİ KUTLAMAK: HAREKETLER VE SÖZLER

 

 

GİRİŞ

2005 Efkaristiya yılında her pazar günü vaazımda, Kutsal Ayinin açıklaması olarak, şimdi bu kitapçıkta toplanmış olan bu kısa meditasyonları sundum. Hem semt kilisemin, hem de İnternet cemaatimin üyelerine, Hıristiyan yaşamının merkezi olan Kutsal Ayini, daha bilinçli bir şekilde yaşamalarına yardım etmeyi arzu ediyordum. Belki bu sayfalar, Kutsal Ayini sevip aramaları için, yaşayan dirilmiş İsa’yla karşılaşmak üzere sevinçle Ayine katılmaları için ve daha başkalarına da yardımcı olabilirler. Her Efkaristiya kutlamasında, bize yaşamını bağışlamak isteyen Mesih İsa bizi bekliyor!

Peder Vigilio Covi

 

ONSÖZ

Pazar Günü Rabbin Günüdür. Kutsal ve sevinçli bir gündür, çünkü bu günde Rab İsa dirildi! Yaratılış Kitabına göre Allah bu günde ışığı yarattı, İncil’e göre, aynı günde Mesih İsa ölümü yendi.

Bu günde İsa kendisini bir araya gelmiş öğrencilerine gösterdi ve onlarla beraber ‘ekmeği böldü’. Bu yüzden Kilise başlangıçtan beri bu günde bir araya geliyordu ve şimdi de, ‘Bunu beni anmak için yapınız’ diyen İsa’nın emrini yerine getirmek için, Pazar Günü toplanmaya devam etmektedir. Bu şekilde Kilise üyelerini tanıyor, kabul ediyor, besliyor, eğitiyor ve birleştiriyor. Böylece, ‘Allah’ın dağılmış evlatlarını toplayıp birleştirmek için’ gelen İsa’nın, arzusunu gerçekleştiriyor!

İman eden için, kardeşleriyle birlikte Rabbin gizemlerini kutlamak büyük bir sevinçtir!

Ayrıca Pazar Ayinine katılmak her Hıristiyan’ın önemli bir görevidir. Kendimize karşı, İsa’ya karşı ve kardeşlere karşı bir görevdir. Kendimize karşı bir görevdir, çünkü Ekmekle ve Rabbin Sözüyle beslenmeye ihtiyacımız var. İsa’ya karşı bir görevdir, çünkü İsa, bizimle konuşmak ve bizi geliştirmek isteyen Kurtarıcımızdır. Cemaate karşı bir görevdir, çünkü cemaatin, dünyada kendi misyonunu yerine getirebilmek için, her üyesinin katılmasına ve ruhsal armağanlarına ihtiyacı vardır.

Hıristiyan, Pazar Gününü kutlamaktan vazgeçemez. Bu gün, onun, yeryüzü için değil, gök için ve bu çağrıyı yaşamak için yaratıldığını hatırlaması üzere kendisine bağışlanan bir gündür. Bu günde, Hıristiyanlar, dua eden, Sözü dinleyen, ilahiler söyleyen, sevinçli cemaat aracılığıyla, güçsüz ve küçük, yaşlı ve hasta olanlara olan sevgisi aracılığıyla, Kutsal Ruh’un gösterdiği çeşitli girişimler aracılığıyla, iş ağırlığından kurtulup, insanlarla ve yaratılışla ahengi ve istirahatı tadıyor, sonsuzluğa kadar süren gerçeklere yöneliyor.

Tek bir günde iki olay kutlamaktayız: yaratılış için Allah’ın sevinci ve Mesih İsa’nın dirilişi için yaratılışın sevinci! Eğer bu günü kutlamayarak yaşıyorsak, nasıl Allah’a şükredeceğiz? Nasıl kendimizi, Rab İsa tarafından kurtulmuş olarak, Hıristiyan olarak, görüp gösterebileceğiz?

 

SÖZ VE EKMEK

1.

Bu yıl boyunca sizlere her pazar kutladığımız Efkaristiya Sırrından bahsetmeyi diliyorum. Bu Sırrı anlayıp yaşayabilmemiz için bize verilen Rabbin Sözü’nün ışığıyla onu açıklamaya çalışacağım. Bu Söz, bize “Hayat Ekmeği”ni veren Baba’dan geliyor! Kelam ve Ekmek İsa’nın bizlere sunduğu iki ayrı şey, ama ikisi de iç içe. O, beden almış Kelamdır ve yediğimiz gerçek ve canlı Ekmektir. Bizi doyurur ve duyduğumuz Kelama bağlı kalmamızı sağlar.

2.

Sözü Efkaristiya esnasında dinliyoruz, Efkaristiya da şükretmek demektir! Sözü dinlemek, Allah’a gösterdiğimiz minnettarlığın bir parçasıdır. Her şeyden önce bize Sözü ile konuşarak bizi sevdiğini, yaşamımıza dikkat ettiğini ve kaybolmamızı istemediğini gösterdiği için minnettarız. Bu sebepten Söz, şefkat, teselli, arzuları paylaşma ve bazen uyarı veya azarlama bildirisidir. Bugün Söz, tavsiyelere ve verilen sözlere dikkatimizi çekmek istiyor. Biz Sözü sevgiyle dinliyoruz ve dikkatli dinlememiz şükran etmenin ilk şeklidir.

 

HAZIRLAMA

3.

Ben çocukken itfaiye arabaları Kutsal Ayinden önce köyün yollarını yıkayıp temizlerlerdi. Kiliseye gitmek için bayram kıyafetlerini giyip sokağa çıkan herkes temiz ve güzel sokaklarla karşılaşırdı. Rabbin Gününde, Efkaristiya'ya götüren yolu temizlemek için çalışan, aralarında babamın da olduğu güçlü kişileri görünce kiliseye daha neşeli bir şekilde giderdim.

Efkaristiya, özenle hazırlanılmaya değen önemli bir olaydır. Bu önemli olay için yollar, giysiler, çiçekler ve birçok başka şey hazırlanır. Efkaristiya onu yaşayanlar, onunla doyanlar ve ona inananlar için önemli bir olaydır.

Peygamber Yeşaya’nın kitabını okurken aklıma şunlar geldi: Bu kitapta düz bir yol’dan, Kutsal Yol’dan bahsediliyor. Bu yoldan geçmesi gereken insanlar neşe ve mutluluk dolu insanlardır ve üzüntü ve ağlayışlarını bırakıp sürgünden dönüyorlar. Onlar Siyon’a, Rabbin olduğu yere dönüyorlar. Biz O’nunla karşılaşmaya ne kadar hazırlanırsak, O da bizimle o kadar konuşuyor ve doymamız için bize o kadar kendini sunuyor!

Giysi konusunda, Kutsal Ayin son modayı gösterme fırsatı olarak yaşanmamalı! Hıristiyanlar kendilerine ve özellikle bedenlerine dikkati çekmeyecek bir şekilde giyiniyorlar! Ayrıca yazlık modası hakkında, onlar bazı çıplaklıkların yüzeysellik ve terbiyesizlik işaretleri olduğunu biliyorlar ve kardeşler için iffetsiz ayartmalara neden olmakla günah işlemek istemiyorlar.

Hıristiyanlar ‘Rab İsa Mesih’i giyinin‘ sözünü hatırlıyorlar, bu yüzden kendi davranışlarının ancak ve ancak Rab İsa’ya dikkati çekmelerini istiyorlar.

4.

Kutsal Ayine gitmek için sadece temiz kıyafetler giyip bayram elbiselerimizi koymakla yetinmemeliyiz, aynı zamanda ruhani ve kültürel olarak da hazırlanmalıyız. Yani iyi bir temizlik için, içsel bir banyo olarak güzel bir Barışma (Tövbe) Gizemi yapmalıyız: sadece küçük ve büyük günahlarımızdan arınmak için değil, İsa ile birlikteliğimizi derinleştirmek ve kardeşlerimizle birlik içersinde olabilmek için hiç bir engel bırakmamalıyız. Sık sık itiraf edenler ile nadiren bu gizeme katılanlar arasında ne büyük fark var! Aralarındaki ruhsal yaşamının farklılığı bellidir! Ayrıca bazıları Pazar Ayinine hazırlanmak için Cumartesi gününden veya daha da önceden okumaları okur, en azından İncil’i ve bir açıklamasını okuyarak hazırlanır. Bazı ebeveynler her cumartesi akşamını çocuklarıyla Pazar Ayinindeki İncil’i okuyarak, çizerek, temsillerle canlandırarak geçiriyorlar, sonrada İncil’in bir cümlesini seçiyorlar ve tüm hafta boyunca onu akıllarında ve yüreklerinde taşıyorlar.

Hazırlıklı olan için Efkaristiya daha güzeldir ve mutlaka da daha fazla meyve verecektir. Katılımı kardeşlere en güzel armağandır.

5.

Kutsal Ayine katılacağım zaman Kiliseye vardığımda kapıda başka Hıristiyanlarla karşılaşıyorum: selamlaşıyoruz, gülümsüyoruz, el sıkışıyoruz! Onlarla Efkaristiya kutsal anını paylaşacağız, onlar bunu yaşamama yardım edeceklerdir, onların sayesinde Efkaristiya gerçekleşebiliyor: onlar olmasaydı Ayin yapılır mıydı? Her birinin orada olmasından memnunum. Ayinde Herkesi sevinçle kabul ediyorum ve herkes tarafından kabul edildiğim için de Rabbe şükrediyorum. Bu kişilerden bazılarını tanımazsam bile yabancı değiller. Onları görünce uzaklaşmıyorum, acele etmiyorum: onlarla Allah’ın karşısında birlikte olacağız, Allah’ı birlikte, hep birlikte öveceğiz, birbirimize destek ve yardımcı olacağız. Bu karşılaşma anlarını aceleyle değil de huzur ve sevinçle yaşamak için Ayine birkaç dakika önce varmaya çalışıyorum. Allah’ın evlatlarının büyük ailesi toplanıyor. Bu ailenin bir üyesiyim, bundan mutluyum ve küçük sorumluluklarını taşımaya hazırım.

 

GİRİŞ DUALARI

6.

Rahip Kutsal Ayin için sunak masasına (altar) yaklaştığında eğilip onu öper. Bunu, sen, giriş ilahisi diye adlandırılan övgü ilahisini söylerken yapar. Sen neşe içinde ilahiyi söylerken peder, herkesin adına, neşe içinde sofrayı öper. Bu öpücük daima bir simgedir: tahtadan ya da taştan bir masa öpülmez, o masaya anlamını veren Kişi öpülür. Bu öpücük için her eğildiğimde, İsa’ya “Seni seviyorum. Bütün bu tören senin hoşuna gidecek bir öpücük olsun, burada toplanmış olan hepimizin sana olan güveninin, saygısının ve bağlılığının öpücüğü olsun” diyorum. Bu öpücüğe hiç dikkat ettin mi? Sunak masası (altar) bir kez daha öpülerek Kutsal Ayin bitirilir. Buna ruhsal olarak katılmaya hiç çalıştın mı? O anda beni yalnız bırakma! Bizim bir araya gelmemiz İsa’ya olan bir sevgi eylemidir. Bunu O’na bu basit hareket ile gösteriyoruz. Bir aziz, bu öpücüğün O’nun bize verdiği bir öpücük olduğunu söylüyordu. Zaten, Rab, Aziz Pavlus’un sık sık tekrarladığı gibi, bizi kutsadı ve sevdi.

7.

“Peder Oğul ve Kutsal Ruh’un adına”: Bunlar, Kutsal Ayine başladığında rahibin söylediği ilk sözlerdir ve herkes rahiple birlikte Haç işareti yapar. Bu sözler Vaftizimize aittir, onu hatırlatıyor, onu güncelleştiriyorlar. Herkesin kendi üzerinde yaptığı Haç işareti, Üçlü Birlik ve Tek olan Allah’ın sevgisine katılma sevincini tadabilmemiz için, ödenmiş “fiyatı” hatırlatıyor; bu fiyat İsa’nın haçıdır. Bu haçtan utanmıyoruz, tersine onu taşımakla övünüyoruz. Bunun için sadece Ayine değil, her faaliyetimize haç işareti ile başlamaktayız. Yeni güne, her işimize, bir yolculuğa, duamıza başlarken, Vaftizimizin kelimeleri söyleyerek haç işareti yapmaktayız! Bu şekilde kendimize ve başkalarına kim ve kime ait olduğumuzu, hangi imanın bizi yönetip, sevgimizi ve hizmetimizi canlandırdığını gösteriyoruz.

Eğer haç işaretini yaptığından utanıyorsan, onu yapma: Çünkü onu kötü bir şekilde yapacaksın ve kimseyi sevindirmeyeceksin! Öncelikle utancını at, sonra haç işaretini yap!

8.

“Rab sizinle olsun”! Peder, Kutsal Ayin sırasında dört kez bu cümleyi cemaate söylüyor. Ayin böyle başlıyor. Bu söz, basit bir selamlama değil. Bu söz, melek Cebrail’in Meryem’e söylediği sözdür ve tüm insanlar için özel bir görev yüklenmiş olan, Musa gibi, Davut gibi Allah’ın büyük hizmetkârlarına da aynı söz söylenmiştir: elbette Meryem bunu hatırladı. Ayinin başlangıcında bu söz herkese tekrarlanmaktadır, çünkü bu dua toplantısı senin hayatın için önemlidir ve senin varlığın diğerleri için önem taşımaktadır. Sana da bir ödev yüklenmektedir; gittiğin her yere ve karşılaşacağın tüm insanlara İsa’yı ve onun bilgeliğini götürmelisin, yeryüzünün ışığı ve tuzu olmalısın, bugün Ayine katılanlara doğru sevgi beslemelisin. Rab sizinle olsun: bu söz sana İncil okumasından önce, Efkaristiya duasından önce ve son kutsama sırasında da tekrarlanacaktır. Çok defa tekrarlanır, çünkü sana verilen bu görevin yenidir ve bu öyle bir görevdir ki, Kutsal Ruh ile dolmayan hiç kimse onu yerine getiremez.

Ben sana sevinçle “Rab seninle olsun” dileğimi iletiyorum, çünkü sorumlulukla o anı yaşayacağını biliyorum.

Sen de bana aynı kutsamayla “Ve senin ruhunla” diyerek cevap veriyorsun. Ben de, yalnızca Rab ile Kutsal Ayini yönetebileceğimi hatırlamalıyım!

9.

Rahip her zamanki “Rab sizinle beraber olsun” kalıbı yerine daha değişik bir şekilde cemaati selamlayabilir. Çok sıkça, Aziz Pavlus’un Korintoslulara ikinci mektubunu bitirirken söylediği kullanılır: “Rabbimiz Mesih İsa’nın lütfü, Peder Allah'ın sevgisi ve birlik sağlayan Kutsal Ruh'un kudreti daima sizinle beraber olsun”. Bu sözler, Allah’ı tanımaya çağrıldığımız şekli ve Kilisenin bize bağışladığı armağanları anımsamaya güçlü bir çağrıdır. Lütuf, sevgi, komünyon: Gizemleri kutladığımızda bize bolca verilen armağanlardır. Bu takdisten yardım almış bir şekilde af dilemeye hazırlanıyoruz.

 

AF DİLEME

10.

Rahip kendi kelimeleri ile herkesi vicdan yoklaması yapmaya ve Rabden ve kardeşlerden af dilemeye davet eder. Affı sadece büyük günahlar için dilemiyoruz, günlük görevlerimize karşı işlediğimiz sadakatsizlikler, Kutsal Ruh’un ilhamlarına gösterdiğimiz itaatsizlikler, kardeşlerimize karşı gösterdiğimiz sabırsızlıklar, nankörlüğümüz ve yüzeyselliğimiz, boş konuşmalarımız, televizyon önünde vakit kaybetmelerimiz için de af diliyoruz. Affa ihtiyacımız var ve bu affı özellikle de cemaatçe dilemeliyiz. Bunu alçakgönüllülükle yaparak, yanımızda veya başka yerlerde Efkaristiya’yı kutlayan kardeşlerimizi de af etmeye hazır olmalıyız. Büyük günahlarımız için Tövbe Gizemiyle af dileyeceğiz, ancak hafif olarak gördüğümüz günahlarımız rahibin şu cümlesiyle Allah’ın affını alır: “...dualarımızı affetsin ve bizi ebedi hayata kavuştursun”. Fakat ‘hafif’ günahlar da, çok olurlarsa, iman ve sevgi için büyük bir engel olurlar! Rabbin bize affını vermesi O’nun için azdır, O bizi ileriye, daha mükemmel bir yaşama doğru götürmek istiyor. Sevginin ve barışın daha tam olacağı, ebedi yaşama doğru yürümemizi istiyor.

Her Ayinde İncil Yazarı Matta’nın İsa’nın sosyal yaşamını anlatmaya başladığında söylediği şey olur: “Karanlık ve ölüm ülkesinde oturan insanların üzerinde bir ışık parladı”. Günahın bizi hapsettiği karanlıklardan, bakışlarımızı kaldıralım, çünkü af sözleri bize yeni ufuklar açmaktadır!

11.

Af dileme, çeşitli şekillerde yapılabilir. Hep birlikte “Her şeye kadir Allah’a...” tövbe duası ile af dilenir, ya da, “Rabbim bize merhamet eyle” veya “Kyrie, eleison” diye cevaplayarak, değişik yakarmalar kullanılır. “Rabbim bize merhamet eyle” yakarmasını birçok kere Mezmurlarda veya İncil de güven ve ümitle, İsa’dan yardım, merhamet ve af dileyen insanların ağzından da duyuyoruz. Biz de hasta ve tehlikedeyiz, deneniyoruz ve İsa’nın yakınlığına, yardımına, merhametine, affına ihtiyaç duyuyoruz. Biz sadece İsa’dan af dilemiyoruz, aynı zamanda ona sadık kalmamız ve Kilisenin büyümesine katkıda bulunmamız için de kuvvet ve devamlılık Ruh’unu diliyoruz. Gerçekten de günahlarımızla Kilisenin şahitliğini zayıflattık ve insanları karanlıklarda yön gösterecek ışıktan mahrum ettik. Bunun için kardeşlerimizin önünde günahlarımızı kabul ediyoruz ve onların da dualarla bize yardım etmelerini istiyoruz. Af diledikten sonra da Rabbin güçlü ve barışçı katılımını tüm Kilise ve tüm dünya için diliyoruz.

 

İLAHİ

12.

Bundan sonra rahip “Göklerdeki Allah’a övgüler olsun” ilahisini başlatır.

Ayinlerimizde ilahilerin özel bir yeri vardır. Bir ilahi nedir? Niçin ilahiler söyleriz? Kim bunları söylemeli? Bizim ilahilerimiz bir yeniliktir: genelde dinler yeni imanlıları ilahilerle kendilerine çekmezler. Biz, Musevi geleneğini devam ettirerek bizi kurtulmuş halk yapan Allah’ın sevgisine kendimizi bırakırız. İlahiler, birliği ve kardeşliği sağlamlaştırmaya yardım eden duyguları ve değerleri belirtmeye yararlar. İlahiler duadır, ama aynı zamanda sevinçtir, birlik olma arzusudur, bir aile kurma isteğidir, benliğinin sınırlarını aşarak bir cemaatin kabiliyetine kendini emanet etmektir. Bir grup koro çalışmaları yapmaktadır ve tüm cemaatin ilahilerini yönlendirmek için hazırlanmaktadır. Koro bazen tek başına da ilahiler söyler, ama esas görevi ayinlerde cemaatin ilahilerini desteklemektir; öyle ki herkes kendi sevincini ve birliğini ifade edebilir. Koro, cemaatin sesinin içinde kaybolduğunda kendi ödevini en güzel şekilde yerine getirmiş olur.

Tüm yaşamımız Rabbe bir övgü ise ve ilahimiz seven bir kalpten geliyorsa, Allah’a tam ve gerçek bir övgüdür. Baba’ya itaat ediyorsak ve tereddüt etmeden İsa’yı takip ediyorsak ilahimiz güzeldir ve bize neşe getirir. Bundan İsa da mutludur ve bize, ‘Siz yeryüzünü tuzusunuz, siz dünyanın ışığısınız’ diye söyleyebilir!

 

“GÖKLERDEKİ ALLAH’A ÖVGÜLER OLSUN” İLAHİSİ

13.

“Göklerdeki Yüce Allah’a övgüler olsun” ilahisi Betlehem’de meleklerin çobanlara söyledikleri sözlerle başlıyor: bu ilahi ile biz de cennetteki ilahiye katılıyoruz. ‘Göklerdeki Yüce Allah’a övgüler ve şan olsun ve yeryüzündeki iyi niyetli insanlara barış gelsin’. (Burada insanların değil, Allah’ın iyi niyeti işaret ediliyor, bu yüzden “Allah’ın sevdiklerine” şeklinde de çevrilebilir). İlahi, Allah’ın Oğlu’nun beden almasını hatırlatarak devam ediyor. Allah’ın Oğlu’nun hayatının bu sırrı Allah’ın sevgisini gösteriyor (bu Allah’ın şanıdır) ve insanlarla kendi zenginliklerini paylaşıyor: (bu gerçek barıştır). İlahinin gerisi bunun bir sonucudur: çeşitli sözlerle Baba’yı övüyoruz ve Vaftizci Yahya’nın söylediği gibi “Allah’ın Kurbanı” sözleriyle Oğul’un merhametini diliyoruz. İlahi, Kutsal Ruh’la birlikte Baba Allah’ın şanında olan Mesih İsa’yı övdükten sonra, son buluyor. Bu güzel ilahi çok eskidir ve neşeli melodilerle söylenebilir. Aslında bize günahkâr olduğumuzu da hatırlatmaktadır. Bu yüzden İsa dünyaya gelmiştir, yükümüzü almak için acı çekmiştir ve bu yüzden şimdi bizi dinliyor ve Baba’nın sağında bize aracılık ediyor!

Noel’e hazırlık döneminde ve Paskalya’ya hazırlık döneminde, fedakârlık, oruç simgesi olarak bu ilahiyi söylemeyiz.

 

DUA EDELİM

14.

Ondan sonra rahip cemaati duaya çağırır ve bir kaç dakika sessizlikte bırakarak herkesin, sıkıntılarını veya büyük arzularını Baba’ya söyleyebilmeleri için zaman bırakır. Sonra rahip sessizlikte söylenen duaları toplayarak yüksek sesle bir dua okur. Bazen rahipler kişilerin sessizlikte kalmayı beceremediklerini düşündüklerinden bu sessiz duayı iki saniyeye indirirler. İstiyorsan rahibine bu sessizlik içersindeki duayı özel duanı yapabilmen için biraz uzatmasını söyleyebilirsin, bu ona da cesaret verecektir. Bu dua cemaatin şahsi dualarının ifadesidir ve her günün okumalarını, bayramını ve kutlanan Azizi göz önünde tuttuğundan her gün değişiktir. Ancak her zaman aynı şekilde sona ermektedir. “Rabbimiz Mesih İsa’nın adına”: duamızın kabul edildiğine eminiz, çünkü bu duayı Kilisenin başı olan İsa aracılığıyla Peder’e sunuyoruz. İsa sayesinde Baba duamızı ciddiye alacaktır. Biz Baba’ya sadece İsa’nın feda edilmiş hayatını sunabiliriz, elimizde başka değerli şeyler yok. Duanın bu kapanış şekli bir taraftan alçakgönüllülüğümüzü diğer taraftan ise imanımızı belirtmektedir: alçakgönüllülük, çünkü Allah’a daima borçluyuz, iman, çünkü İsa’nın hacına güveniyoruz.

 

KUTSAL KİTABIN OKUNMASI

15.

Pazar günleri üç okuma dinliyoruz. İlk okuma, genelde Eski Ahittin 46 kitabının birinden alınmıştır. İkinci okuma ise Yeni Ahitten, mektuplardan, Havarilerin İşlerinden veya vahiyden bir parçadır. Üçüncü okuma ise dört İncil’in birindendir. Birinci, ikinci okuma ve mezmur okuyucu tarafından okunur. Okumaları okuyanlar herkes gibi olan imanlılardır: okumayı beceren, Allah’ın Sözünü seven ve onları dinleyenlerden korkmayan kişilerdir! Okuyucunun en büyük şanı, Aziz Vicilius’un, okumacı aziz Martirius hakkında dedikleri olmalıdır: “Okuduğu Allah’ın Sözünü devamlı olarak öğrenmeye ve yaşamaya çalışıyordu ve Allah’a ruhlar kazandırmaya hevesliydi”. Okuyucu, okuduğunun Allah’ın sözleri olduğunu bilmektedir ve bu Sözün dinleyenler için de önemli olduğunun bilincindedir: bu sebepten Rabbe sadık kalarak ve Hıristiyan cemaati için iyi örnek teşkil ederek, okuyacağı metinleri daha önceden okuyarak ve düşünerek hazırlanmaktadır. Dinleyen de okuyan gibi hazırlıklı ve sorumlu olmalıdır: Baba’nın arzularını ve bilgeliğini, kalbinin derinliklerinde kabul etmek için hazırlanmalıdır!

Allah’ın Sözünü çok arzuluyoruz, çünkü tüm yaşamımız ona dayanıp, bağlıdır!

16.

Ayinin üç okuması birbirlerine bağlıdır, özellikle ilk okuma İncil'e bağlıdır. Genelde ilk okuma İsa'nın hayatının olaylarına ve O'nun öğretişinin önemli konularına bağlıdır. İsa'nın, Eski Ahit'teki sözleri ve Peygamberlerin önceden söylediklerini gerçekleştirdiğini gördüğümüzde, İncil'in güzelliği ve İsa'nın şahsının önemi, daha açık ve belli oluyor. Ayrıca Eski Ahit’in, Yeni Ahit'te devam ettiği, tamamlandığı ve yetkinleştiğini gördüğümüzde, gözümüzde daha derin bir anlam ve tam bir otorite kazanıyor. İkinci okuma da başka bir bakış açısından bize İncil'in metnini gösteriyor: onu ve imanımızın bazı yanlarını daha iyi anlamamız ve günlük hayatımızda onları yaşamamız için bize yardımcı oluyor. İlk ve ikinci okuma aynı bildiri ile sona eriyor: "İşte, Rabbin sözleridir"; herkes de "Rabbim, sana şükürler olsun" diye cevap vermektedir. Gerçekten candan Allah'a şükredelim, çünkü O bize hitap ediyor: O'nun bize değer verdiğini, bizi sevdiğini anlıyoruz, aynı zamanda evrenin Rabbi olan O'na cevap verebilme saygınlığına sahip olduğumuzu göstermektedir! O'na şükredelim, çünkü bizi O'nunla işbirliği yapmaya layık ve uygun görüyor!

Allah bize, Sözü aracılığıyla her zamankinden değişik bir şekilde yaşamaya alıştırmak istiyor; bunun için ilk olarak bize, O'nun bizden farklı bir şekilde her şeyi gördüğünü öğretmek istiyor. Yaşamımızı değiştirmek için, tövbe etmek için, işte şuradan başlamalıyız: her şeyi başka bir bakış açısından görmeye alışmalıyız. Yaratılmış gerçeklere, insanlara ve olaylara Allah'ın gözleriyle bakmaya, yüzeysellikten kurtulup ilk bakışta göremediğimizi, Allah'ın gördüğü şekilde görmeye alışmalıyız.

17.

İlk okumadan sonra, mezmur, bazen ilahi olarak, okunur. Mezmurlar, Allah'ın bize verdiği ve Kutsal Kitapta bulunan dualardır. Mezmur aracılığıyla, ya sevinçle, ya da yalvarışla, az önce işittiğimiz ilk okumadaki Allah'ın Sözüne cevap veririz. Kuşkusuz Allah'ın, kendi sözleriyle Sözüne cevap vermemiz hoşuna gider; sözlerimiz ise, yetersizdir ve bunları kullanarak, sadece cahilliği, bencilliği ve yüzeyselliği ifade etmemiz, tehlikesiyle karşı karşıya bulunabiliriz. Mezmurun sözleri ise, bizi zenginleştirir, bizi teşvik eder, Allah'ın iyiliğini ve ciddiyetini benimsememize yardımcı olurlar.

18.

Okumaları dinlemek için oturduktan sonra, İncil’i dinlemek için ayağa kalkıyoruz. Neden oturup ayağa kalkılıyor? Bizim hareketlerimizin de anlamı mı var? Ayin sırasında meydana gelen her şey bir armağan, bir sevgi meyvesi ve Allah’ın bize olan sevgisinin işaretidir ve aynı zamanda bizim de O’na cevap vermeye çalıştığımız sevgimizin bir göstergesidir. Oturmak, rahat bir şekilde bir şeye daha fazla ilgi göstermek ve dinlemek gibi bir anlam taşır. Tıpkı bir arkadaşla oturup düşünceleri paylaşmak gibi…

Ayakta durmak ise hazırda beklemek gibi, harekete geçmeye ve bir şeyler yapmaya hazır olmak gibi bir anlam taşır. İsa, bizimle konuşmak istiyor ve bizi kendi yolunda yürümeye davet ediyor. Aynen Havarilerini bazı köylere varmadan önce, gelişini hazırlamaları için gönderdiği gibi, veya bazılarını şenlik hazırlamaya gönderdiği gibi…! Biz hazırız! Haçın yanında ayakta durup Rabbin işaretini bekleyen Meryem gibi hazırız! Bazen ise, iyileşen cüzzamlı gibi ve O’nu Rab olarak kabul eden herkes gibi, biz de önünde diz çökeceğiz. O, sadece dostumuz ve kardeşimiz değil, aynı zamanda Rabbimizdir de. Bunun için onu övmemiz gerekir, onun önünde dizlerimizi kırıp saygıyla eğilmemiz gerekir. Diğer bir pozisyonumuz da O’na doğru yürümek olacaktır ki, bunu komünyon sırasında yapacağız. Böylece herkesin önünde O’na teker teker yaklaşıp hayatımızın ekmeği olduğuna tanıklık edeceğiz.

Bazen hacını izleyerek, İsa'yla birlikte yürürüz ve neşe içinde O’nun kralımız olduğunu şarkılarla duyururuz!

Göklerdeki Pederimiz duası esnasında ellerimizi kaldıracağız, bu birçok Kilisede yapılmaktadır. Bu şekilde, haç üzerinde elleri gerilen ve kaldırılan Allah’ın Oğluna benzemek istediğimizi göstereceğiz. Yaptığımız tüm vücut hareketleri bir duadır ve Allah‘a ve Gönderdiği Kişi’ye olan bağlılığımızın ve sevgimizin bir simgesidir.

19.

İncil'i dinlemeye bizi hazırlayan "ALLELUYA" ilahisi sevinçli bir ilahidir. İncil müjdedir, "iyi haber"dir, Kilisenin yüreğini gerçek ve kutsal sevinçle dolduruyor. Herkes ayakta alleluya ilahisini söylerken, rahip İncil'i okumadan önce, saygıyla eğilerek, alçak sesle: "Her şeye kadir Allah, kutsal İncil'i sana layık bir şekilde iletebilmem için kalbimi ve dudaklarımı arıt" diye dua eder. Sonra da bu sözlerle cemaate hitap eder: "Rab sizinle olsun!". Rabbin Sözünü dinlemek için Allah'ın barışı ve lütfü gerekir! Bunun için başparmağımız ile alnımız, ağzımız ve göğsümüz üzerine bir haç işareti yapıyoruz: Rabbin Sözü aklımızla kabul edilmeli, konuşmalarımıza hikmeti vermeli, yüreğimizde sevgiyle saklanmalıdır! Okuduktan sonra, rahip "İncil'in sözleri sayesinde günahlarımız bağışlansın" diyerek, İncil'i öper. İncil'in okunması gerçekten önemlidir: bunun için hem okumadan önce, hem de okuduktan sonra, günahtan arınmamız, dilenir. Yürekte kabul edilmiş Rabbin Sözü, yüreğimizi arıtır: İsa "Size söylediğim sözle siz şimdiden temizsiniz" demişti (Yuh. 15,3). Büyük Bayramlarda İncil tütsüyle onurlandırılır ve okunduktan sonra, takdis olarak, cemaat üzerine onunla büyük bir haç işareti yapılır.

İsa'nın Sözünü dinledin mi? Dünyanın sonunda İsa yaşayanları ve ölüleri Sözüne göre yargılayacak: O'nun Sözü en önemli, en etkili, en otoriteli, en geçerli ve en gerekli sözdür. Bu yüzden ona önem vermek ve daima bize onu, yaşayan Söz olarak, veren İsa'yı övmek doğrudur: "Rabbimiz Mesih İsa, sana övgüler olsun".

 

20.

İncil’den sonra, vaaz olur.

İyi bir vaiz… İyi bir vaiz bulmak demek, ağzını açık bırakacak ve yarım saat, bir saat nefesini tutarak dinleyeceğin birini bulmak mı demek? Birçok Hıristiyan vaizin, güzel ve akıcı konuşma yeteneğine göre tüm Ayin'e değer verir. Gerçekten "iyi" bir vaiz nasıldır? İki yüzyıl kadar önce Paris’te yaşayan çok ünlü bir vaiz, insanların ilgisini o kadar çok çekiyordu ki kiliseyi inanılmaz derece dolduruyordu. Bir gün şöyle dedi: “Ben vaaz verdiğimde kilise öyle bir şekilde doluyor ki, insanlar günah çıkarma dolaplarının üzerine çıkıyorlar. Oysa Ars’ta, Giovanni Maria Vianney vaaz verdiğinde insanlar günah çıkarma kabinlerine girip günah çıkarıyor”. Tüm rahipler o vaizi kıskanıyorlardı, çünkü üstün konuşma yeteneği ile büyük kalabalıkları toplamayı çok iyi başarıyordu. O kıskanılan rahip ise, Ars bölgesindeki kilisenin rahibine çok imreniyordu. Çünkü Ars bölgesindeki kilisenin fakir rahibi olan Giovanni Maria Vianney’in vaazını dinleyen herkes, onun tüm cahilliğine karşı inançlarına sarılıyorlardı ve yaşamlarını değiştiriyorlardı. Üstün konuşma yeteneği değil, Allah’a karşı duyulan sevgi etki yaratıyordu! Ben iyi biz vaiz değilim; bir arkadaşımın söylediğine göre benim vaazlarımın ne başı, ne de sırası var. Vaazlarımı hazırladığım zaman, sadece ne söylemem gerektiğini düşünmemem gerektiğini biliyorum. Kalbimi alçak gönüllü bir şekilde Kutsal Ruh’a yaklaştırmalıyım. Kutsal Ruh, beni dinleyen insanların ihtiyacı olan şeyleri söylememi sağlamalı. Vaazım ihtiyacı olanı avutmalı, ihtiyacı olanı inancına döndürmeli, ihtiyacı olana iman ve sevgi için güç vermeli! Vaaz, öncelikle okunan kutsal metinlerin anlamını açıklamalı ve dahası, Allah’ın bu okumalar aracılığıyla bize ne söylemek istediğini, problemlerimiz karşılığında, içinde bulunduğumuz durumda, kalbimizi ve bilgeliğimizi geliştirmek için neler söylediğinin açıklanmasıdır! Bu yüzden ben vaazımı hazırlarken Kutsal Ruh’a yakarıyorum. Ama sen de Rabbin Ruhunu dinlemeye hazırlan. Çünkü belki O, benim basit sözlerim aracılığıyla senin kalbine konuşacak. Dinlemek zorunda olduğun O’dur!

 

BÜYÜK İMAN DUASI

21.

Rahip vaazını bitirdikten sonra, tüm cemaat yüksek sesle, yüzyıllar boyunca dünyanın tüm Hıristiyanlarını birleştiren, Büyük İman Duasını söyler. Gerçekleri sıralayan bu bildiriye “İman Sembolü” de denir: çünkü onlara inanmadan Hıristiyan sayılamayacağımız gerçekleri sıralar. Onun sayesinde kimin kardeşimiz sayılıp kimin sayılamayacağını anlarız. Sadece Katolikler için değil, Ortodokslar ve Protestanlar için de tanınma işaretidir ve Mesih İsa’da hepimizi kardeş yapan imanın ifadesidir. Eğer birileri İman Bildiriminin herhangi bir bölümünü değiştirmeye kalkışsa, Havarilerin sakınmamız gereken yalancı ve yaşamımız için tehlikeli kardeşler arasına girerler. İman Duasının herhangi bir şeyini değiştirmek, gerçekten de Allah’ın ve dolayısıyla insanın değişik bir görüntüsünü kabul etmek demektir ve birbirimizi sevme ve değer verme, birlikte yaşama temellerimizi sarsar. İman Duasının bugünkü şekline gelmesi için çok enerjiye, birçok yıla, birçok tartışmaya, Konsile ve Sinodlara gerek olmuştur. İlk başta İman duası kısaydı, haç işaretimizden biraz uzundu. Ancak zamanın geçmesiyle Kilisenin Babaları, müminlerin imanını sapkınlıklardan korumak için, imanın boşa gitmemesi, ümidin faydasız olmaması ve sevginin meyvesiz kalmaması için bazı noktaları vurgulama ihtiyacını gördüler. Böylece gerekli oldukça Konsiller düzenlendi ve Hıristiyanların imanlarının bildiriminin kutsal İncillere ve Kilisenin geleneğine uygun, tamamlanması için çalışıldı. Günümüzde telaffuz ettiğimiz İman Duası, İznik (325) ve Kostantinopolis (381) Konsillerinden ortaya çıkan şekildir. Hıristiyan İman Duasını ezbere bilmekle yetinmemelidir, onu iyicene anlayıp hazmetmelidir, buda ancak ayine katılıp, din derslerine uzun zaman katıldıktan sonra olabilecektir.

İman Bildirimi, kuzuların tanıdığı çobanın sesi gibidir. Günümüzde bize sunulan birçok söz, konuşma ve tartışma arasında doğru olanı, bizi aldatandan ayırmalıyız. Rabbimizden gelen ile O’nun düşmanından geleni ayırt etmeliyiz. İşte böyle durumlarda Büyük İman Duası tamamıyla emin olabileceğimiz bir kaynaktır. Ona uygun olmayan fikirler, felsefeler veya çekici konuşmalar varsa, daha çok dikkatli olmalıyız. Tek başımıza durumu anlayamıyorsak mutlaka imanımızı daha iyi bilen birinden yardım istemeliyiz.

Çobanımızın sesini tanımak hayati önem taşımaktadır, böylece sahte çobanlar takip etmeyeceğiz ve kendimizi barışın olmadığı yollarda bulmayacağız. Bu yollar egoizmimizi veya başkalarınınkini tatmin etmeye çalışacaktır. Şüphede olduğumuz zamanlarda işte iman duamız! Ayrıca Kilisede Çobanlık ve iman koruma vazifesini yapan rehberler bize yardıma hazırdır.

 

İMANLILARIN DUALARI

22.

Tüm inananlar Allah’a, oğulları olarak samimiyetle yönelmeyi arzu ediyorlar. Zaten bu yüzden rahip, Büyük İman Duasından sonra dünyanın ve Kilise’nin ihtiyaçları için cemaati Baba’ya yakarmaya davet ediyor. Bu dualara “evrensel dualar” ya da “imanlıların duaları” denir. “Evrensel dualar” denir, çünkü o anda tüm insanlığı ilgilendiren sorunlar için dua edilir, “imanlıların duaları” denir çünkü antik zamanlarda, bu dualar katekümenler kiliseden ayrıldıktan sonra, söylenirlerdi. Katekümenler, İman duasından sonra topluluktan uzaklaşırlardı ve toplulukta sadece vaftizliler kalırdı. Bu dualar, herkesin katıldığı Kutsal Kitabı okuma bölümünün sonunda bulunuyor, daha sonra Kutsal Ayinin en önemli kısmı, Efkaristiya bölümü başlıyor. Bu dualar, daha önce birileri tarafından hazırlanmış olabilir, ya da o anda, kişilerin içinden gelen dilekler söylenebilir. Daha sonra, her bireysel dilek Allah’a yöneltildikten sonra, her seferinde bir tek bir söz tekrarlanır. Genelde, “Rabbim dualarımızı dinle” cümlesi kullanılır. Ancak bu cümle benim pek hoşuma gitmemektedir. Çünkü Allah bizi mutlaka dinlemektedir, hatta çok dikkatle bizi dinlemektedir. O, daha çok sevgisine karşılık veriyor muyuz diye bilmek istemektedir. Ben şöyle cevap verilmesini tercih ediyorum: “Rabbim, sana güveniyoruz” veya “Hükümdarlığın gelsin!”.

Rahip, bu anı bir dua ile noktalayarak adakların sunulması törenine geçer.

 

SUNAK BÖLÜMÜ

23.

Bazı Ayinlerde şarap ve kupası, ekmek ve tabağı kilisenin değişik bir yerinde, ufak bir masa üzerine hazırlanır. İmanlılar duasından sonra da bazı imanlılar bu masaya yaklaşarak kupayı, tabağı, su şişeciklerini ve özel bayram günlerinde önceden hazırlanmış daha başka sunakları alırlar ve bunları sunak masasına götürürler. Bir Ayinde Afrikalıların sunakları dans ederek ve şarkı söyleyerek, neşe içersinde taşıdıklarını gördüm. Rahip adakları bekler, teslim alır ve sunak masasına koyar. Sonra cemaat ilahi söylerken rahip ekmeği alır, Allah’a şükreder ve Musevi litürjisinden alınmış şu sözleri söyler: “Ey Rabbimiz, bütün evrenin Tanrısı, sana şükrederiz, çünkü toprağın ve insan emeğinin ürünü olan bu ekmeği bize sen verdin. Onu yüce Haşmetine sunarız. Bu ekmek bizler için hayat ekmeği olacaktır”. Bu sözlere benzer sözleri İsa da söylemişti. Gerçekten de İncil yazarları Son yemeği anlatırlarken şöyle diyorlar: “İsa ekmeği aldı ve şükran duasını söyleyerek...”. Rahip şarap kupasını da aynen kaldırmadan önce, şaraba birkaç damla su ekler. Bu hareketin amacı sadece pratik bir sebepten gelir. Doğuda şaraplar yoğundur, bu sebepten içine su karıştırılır. Paskalya sofrasında İsa da böyle yapmıştı. Biz bu küçük harekete de ruhani bir anlam ekliyoruz: “Nasıl bu kutsal ayin sırasında su şarapla karışıyorsa, biz de bu sevgi gizi aracılığıyla insanlığımızı paylaşmış olan Mesih'in ilahi hayatı ile birleşelim”. Biz ilahi sevginin büyüklüğüne ve yüceliğine katılarak onun özelliklerini alan bir damla suyuz. Bu, Efkaristiyayı kutlayarak kavuştuğumuz saygınlığın küçük bir işaretidir. Bizi Musevi geleneğine bağlayan başka küçük bir işaret de “yıkanma” dır: servis yapan kişi rahibin elini yıkar. Musevilerde de arınmak için yıkanma vardır: İsa’nın Havarilerin ayaklarını yıkamasını hatırlayalım. İsa bu hareketine birçok sebepten dolayı çok önem vermişti. Ayaklarını yıkatmak istemeyen Petrus’a da şöyle demişti: “Seni yıkamazsam yanımda yerin olmaz”. Rahip ellerini yıkayarak kendi günahları için af diler.

24.

Adakları sunduktan sonra rahip cemaati, Baba’ya, İsa'nın kurbanını kabul etmesi için dua etmeye davet eder. Bu alçakgönüllülükten doğan bir duadır. Elbette Peder, İsa'nın kurbanını daima kabul ediyor, olsa olsa bizler onu uygun bir şekilde yaşamıyoruz, kutlamıyoruz. Baba eksikliğimize değil, Oğlu'nun sevgisinin derinliğine baksın! Cemaat, Efkaristiya kutlamasının bütün Kiliseye yarandığını ve Baba’nın sevgisine şan verdiğini, Baba’nın sevgisini yücelttiğini bilerek cevap veriyor. Kutsal Ayinin doruk noktası olan Şükran Duasına başlamadan önce, rahip adaklar üzerine o güne ait özel duayı söylüyor (Adaklar üzerine dua).

 

EFKARİSTİYA BÖLÜMÜ - ŞÜKRAN DUASI

ŞÜKRAN DUASINA GİRİŞ

Şükran Duasından önce, rahip ve cemaat arasındaki diyalog bu sözlerle başlıyor: "Rab sizinle olsun". Bu takdis sözleri hem Ayinin başlangıcında hem de İncil'in okunmasından önce bize hitaben yapılır. Sonra da, kalplerimizi yükseltmeye davet ediliyoruz. Zaten kalbimiz, yani isteğimizin ve arzularımızın merkezi, "yukarda"dır, Rabbin yanındadır: önceki okumalar ve dualar, vaaz ve ilahiler dikkatimizi Rabbe çevirmemize yardımcı oldular. Göksel Peder'e baktığımızda, tek bir şey yapabiliyoruz: hayatımızı zenginleştirdiği değerli ve büyük Kutsal Gizemler için minnetle O'na teşekkür etmek! "Rabbimiz Allah'a şükredelim!". "Gerçekten bu doğru ve gereklidir".

Bu diyalogdan sonra, ya ilahi olarak ya da okuyarak, Şükran Duasına Giriş söylenir.

25.

Toplanmış bir cemaatin kalbinden gelen ve Allah'a yükselmiş şükran övgüsü Kutsal Ruh'un mevcudiyetinin meyvesidir! Nitekim Baba’nın sevgisinin sırlarını tanımayı, değerlendirmeyi ve sevmeyi bilmemiz için ışık veren, Kutsal Ruh'tur! Bize, Allah'ın Oğlu ve kurtarıcımız olarak, İsa'yı tanıtan, Kutsal Ruh'tur! Kutsal Ruh tarafından aydınlanmış ve onun birlik gücü sayesinde birleşmiş olarak, rahibin, Allah'a yükselttiği Şükran Duasına Girişe katılıyoruz. Bu önemli dua ile Efkaristiya bölümü başlamaktadır. Şükretmemizin nedenleri sayısızdır, çünkü Baba’nın bize sevgisini gösterdiği olaylar ve yollar sayısızdır; iyiliğinin sırları sınırsızdır. Bunun için liturjik devrelere göre ve Azizlerin Bayramlarında Şükran Duasına Girişler değişiyor: sadece başlangıcı ve sonu aynı kalıyor. "Gerçekten, Rabbimiz, Aziz Peder, ebedi ve kadir Allah, her zaman ve her yerde senin sevgili Oğlun Mesih İsa'nın adına sana şükretmek bir görevdir ve bir kurtuluş yoludur". Şükretmek gerçekten bir kurtuluş kaynağıdır! Yorgun ve ümitsiz olduğunda, teşekkür et ve iyileşeceksin! Düş kırıklığına mı uğradın? Cesaretin mi kırıldı? Şükret ve dirileceksin. Yalnızlıktan, denemelerden, başka sıkıntılardan dolayı mı acı çekiyorsun? İsa'nın hayatında ve ölümünde şükretme nedenlerini aramak, sana cesaret verecek ve "melekler ve bütün Azizlerle birlikte 'Kutsal, Kutsal, Kutsal...' söylemeye hazırlayacak seni.

26.

Şükran Duasına Giriş her zaman meleklerin övgü ilahisi ile biter: “Kutsal, Kutsal, Kutsal...”. Peygamber Yeşaya Rabbi gördüğünde (6. bölüm), meleklerin sesinden, bizim çeşitli melodilere göre seslendiğimiz bu ilahiyi duydu. Rabbimiz gerçekten kutsaldır, gerçekten büyüktür! Her dilden, meleklerin sesleri gibi olmasalar da, seslerimizle yüceltilmeye layıktır! Allah zayıf seslerimizden hoşlanıyor, çünkü onlarda, O'nun tarafından sevildiklerini hisseden oğulların sevincini ve kalbimizin arzusunu görüyor. Ayrıca biz bu ilahiyi, İsa Yeruşalem'e girdiğinde, öğrencilerinin söyledikleri ilahi ile tamamlıyoruz: "Rabbin adına gelen yüceltilsin! Hosanna göklerdeki Yüce Allah'a!". Böylece övgümüz imanımızın bir ilanıdır: Baba’nın ve İsa'nın eşitliğine olan imanımızı, bize kendi Oğlunu bağışlayan Baba’ya olan imanımızı, tek bir ışık gibi birleşmiş Baba’yı ve Oğul'u tanıyabilmemiz için yüreğimizi lütfüyle dolduran Kutsal Ruh'a olan imanımızı ilan ediyoruz. Bu övgü ilahisi Şükran Duasına Girişi kapatıyor ve tüm cemaatin ona katılmasını sağlıyor. Sonra da cemaat sessizlikte en büyük gizemi yaşamaya hazırlanıyor: Allah'ın, Kutsal Ekmekte ve Kutsal Şaraptaki mevcudiyetini kabul etmeye hazırlanıyor.

 

27.

“KANUN”

Kutsal Ayin, “Kutsal, kutsal, kutsal” ilahisinin ardından gelen dua olan Şükran duası ile devam eder. Bu duaya “ Kanun” denir. Latince bir kelimeden gelir ve bu duanın kesin ve değiştirilemez olduğunu, bunun bir yasa olduğunu ifade eder. 2. Vatikan Konsiline kadar hep aynı Şükran Duası kullanılırdı. Fakat bu Konsil sırasında Episkoposlar, başka duaları, ya ilk çağlarda kullanılmış ya da yeni hazırlanmış başka duaları da kullanabileceklerine karar verdiler. Böylece Ayini yapan rahipler, o güne en uygun duayı seçebilirler. Bu duaların içerikleri hep aynıdır: Peder’e övgü, Kutsal Ruh’a ekmek ve şarap için yakarış, İsa’nın son akşam yemeğinde söylediği sözler, imanlıların ikrarı, kurtuluşun temel sırrının anılması, kurbanın sunulması, imanlılar için Kutsal Ruh’a yakarış, Azizlerin hatırlanması, rahipler için, yaşayan ve vefat eden sevdiklerimiz için dua ve sonunda bulunan övgü. Kanunlar numaralanmıştır.

En çok kullanılan üçüncü kanunu ele alalım… En çok bu kullanılır çünkü ne çok uzun, ne de çok kısadır. “Gerçekten sen kutsalsın, yarattığın bütün evren seni yüceltir” şeklinde başlar. Gerçekten Peder Allah, yüceltilmeye layıktır çünkü İsa’nın aracılığı ve Kutsal Ruh’un lütfüyle birlikte Kilise’ye hayat ve kutsallık vererek tek sınırı inanç olan halkını bir araya getirir. Kilise, Efkaristiya’yı, ’lekesiz kurban’ı kutlamak için toplanmıştır. Baba’ya şükrediyoruz çünkü layık olmamamıza rağmen, bizi bu sırra katılmaya çağırır. Bu şekilde bize değer verir!

28.

Şükran duasına Baba’ya övgü ile başladıktan sonra O’na bir dilekte bulunuyoruz: toplanmış olmamızın sebebi de budur. O’ndan Kutsal Ruh’unu yollamasını diliyoruz. Kutsal Ruh sayesinde sunak masası üzerine koyduğumuz ekmek ve şarap kutsanacak ve İsa’nın söylediği sözler gerçekleşecektir: ekmek ve şarap İsa’nın bedeni ve kanı olacaktır. Rahip bu dua esnasında ellerini ekmeğin ve şarabın üzerine uzatır. Bu hareket Kilisenin imanını belirten kutsallaştırıcı bir davranıştır: Kutsal Ruh gerçekten iniyor ve o ekmeğe ve o şaraba yeni bir “öz” ve yeni bir “anlam” veriyor. Rahip sağ eliyle onların üzerine bir haç işareti yapıyor, bu işaret orada olan ile Golgota tepesinde olanlar arasındaki bağı gösteriyor. İsa’nın bedeni ve kanı haç üzerinde sunuldu ve döküldü, bunu unutamayız. Golgota’ki Haç ve Son yemek, İsa tarafından gerçekleştirilen Allah’ın bir sevgi sırrıdır ve şimdi biz bu sırrı tekrar yaşıyoruz. Şimdi rahip ekmeği eline alarak Rabbin ele verildiği gece yaptıklarını söylüyor. O Baba’ya şükrettikten sonra, ekmeği böldü ve onu havarilere dağıttı. Bu her aile reisinin paskalya yemeğinde yaptığı bir hareketti: İsa da aynen davrandı, ancak onlara yeni bir anlam kazandırdı. O ekmek artık Mısır’dan ve esaretten kurtulmanın hatırası olmayacaktı, yeni bir olayı, kendini kurban etmesinin hatırası olacaktı! Bu olay sebebiyle biz Allah’ın halkı oluyoruz, aziz olmamız için kapı açılıyor, Allah’ın oğulları oluyoruz ve sevgisini taşıyoruz! O ekmek artık bedeni beslemek için değildir, o içsel yaşamımızı besleyen bir gıdadır ve bize Allah’ın yaşamını vermektedir!

29.

"Alınız ve hepiniz yiyiniz": bu davetle İsa öğrencilerinin dikkatini çekiyor ve ekmeğin ve şarabın takdisine başlıyor. Rahip bunları yüksek sesle tekrarlıyor ve herkes davet ediliyor! Saygısızlık etmeden, bu daveti kabul etmek için, Aziz Pavlus'un tavsiye ettiği gibi, kendimizi yoklamamız gerekiyor.

İsa bölünmüş ekmeği elinde tutarak, "Bu sizin için kurban edilen benim bedenimdir" diyor. Bu sözler, o ekmeği yiyerek bizim de, ölüme teslim edilen ve bizim için kedisini sunan İsa'yla birleşeceğimizi ifade ediyor. "Sizin için" deyimi bize, Yahve'nın, ölüme teslim edilmiş Kulu'ndan bahseden Yeşaya’nın peygamberliğini hatırlatıyor: "bizim isyanlarımız için, onun bedeni deşildi; bizim suçlarımız için, o eziyet çekti". Rahibin söylediği İsa'nın sözleri açık bir şekilde, o ekmeğin, İsa'nın ölümüne bağlı olduğunu, ayrıca İsa'nın, mecburi olarak değil, kendisini sunarak, ölümü kabul ettiğini gösteriyorlar. Bunun için ölümü kurtuluş kurbanıdır. Aynı zamanda o sözler, hem rahip hem de tüm cemaat tarafından, kendileri için geçerli olan bir peygamberlik olarak, algılanır. Çünkü o Bedeni yiyeceklerinden dolayı, onlar da bir kurban olarak sunulacaklar; bu yüzden kendileri için değil, "suçlarımız için teslim edilen ve aklanmamız için diriltilen" için yaşamaya hazırdırlar.

30.

Son Akşam Yemeğinin sonuna doğru İsa tekrar öğrencilerini şaşırtır. Peder'e şükrettikten sonra, şarap kupasını elinde tutarak, öğrencileri sersemleten sözleri söyler: "benim kanım", "yeni ve ebedi Ahit" ve "günahların bağışlanması". Kutsal Kitapta peygamber Yeremya da, "Yeni Antlaşma"'dan bahseder: Allah ile insanlar arasında olan bu yeni Antlaşma, insanların ihanetlerine rağmen, bozulmayacaktır. Daha önce Allah'ın, İbrahim'le, Musa'yla, Hakimler'le ve Davut'la yaptığı her Antlaşma, halk tarafından bozuldu, çünkü halk Allah'ın Sözünü tutmak yerine, kendi keyfine bakıp, putlarını izlemeye karar verdi. 'Yeni' Antlaşma ise farklıdır: insanların sadık kalabilme gücünde olmamalarına rağmen, Allah Antlaşmayı tutmaya söz verir. İnsanların sadakatsizliği için, Allah "günahların bağışlanması"nı sunar. Bu da, hayvanların kanı sayesinde değil, İsa'nın kanı, yani hayatını kurban etmesi sayesinde sağlanır! İsa, şarap kupasını eline alıp, öğrencilerine vererek, bu çok güzel şeyleri söyler! Rahip onları tekrarlar: bugün, O'nun öğrencileri biziz ve şarap kupası, o akşam Rabbin elinde tuttuğunun, aynısıdır. Tek fark şudur: o akşam Rab İsa az sonra ölecekti, şimdi ise, zaten O öldü ve dirildi. Bu fark, temel bir fark değildir, çünkü dirildikten sonra da, İsa sunulmuş ebedi kurban olmaya devam ediyor. Bugün bizler de, O'nun sunduğu Bedenin üyeleriyiz ve kanımız O'nun döktüğü Kana aittir. Din Şehitlerin kanını, her gün Hıristiyan imanı yüzünden acı çeken ve ölen tanıkların kanını düşünürsek, daha iyi anlayabiliriz. Her Pazar Günü bu Sırrı kutlayabildiğimiz için, ne kadar 'şanslıyız', ne büyük armağan almış oluruz!

Rahip hem Mesih’in Bedenini hem de Kanını yukarı kaldırır. Genelde bu hareketi, herkesin görebilmesi için yapıldığı, düşünülür. Aslında bu hareketle, Allah’a İsa’nın Kurbanını (İsa’nın kurban edilmiş hayatını) sunulur. Bu, sunabileceğimiz tek kurbandır. Yeruşalem’in Tapınağının kâhinleri sunak masasındaki ateş içinde, kurban olarak, hayvanların etini veya ekmeği veya başka sunuşları yakmadan önce, onları Allah’a doğru yükselterek, onları O’na sunuyorlardı. O andan itibaren o şeyler artık insanlara değil, Allah’a ait oluyorlardı! Biz Mesih’in Bedeni ve Kanını yükseltiyoruz: bu hareketle, Haça gerilmek için kendisini sunan İsa’nın kurbanını Baba’ya sunuyoruz. Bu, sayesinde O’nun huzuruna çıkabileceğimiz tek kurbandır!

31.

“Bunu beni anmak için yapınız”! Bu emir ile İsa, Paskalya yemeğinin anlamını değiştirmiş oldu. O ana kadar, Paskalya (Geçiş Bayramı) yemeği sırasında halk, Musa’nın önderliğinde, Kızıldeniz’den geçerek, Mısırdan kurtuluşunu hatırlanırdı.

Oysa halk bu Paskalya Bayramını kutlarken, kendisini her tür kölelikten kurtaracak yeni bir Paskalya bekliyordu. Her Paskalya, Allah’ın Hükümranlığının gelişini beklemekti. Güçlülerin emir verip zayıfların esaret altında tutulduğu bir krallık değildi bu! “Beni anmak için yapınız!” Bu söz ile İsa, on iki Havarisinin temellerini oluşturduğu yeni halkına, bedenini ve kanını vererek, aslında onlara hayat ve umut veriyor. Biz bundan başka bir özgürlük beklemiyoruz. Gerçek olan özgürlük, Rabbin, bizim günahlarımız uğruna kanını akıtarak, gerçekleştirdiği özgürlüktür. Bizim Ayinimiz, İsa Mesih’in bu kurbanının meyvelerini tatmaktır. Biz, bölünmüş Ekmek ile beslenerek ve kupasından içerek, O’na itaat ediyoruz. Biz vücutlarımızı “bölerek”, yani onları kardeşleri sevmeye adayarak O'na itaat etmiş oluyoruz. Çünkü “bunu beni anmak için yapınız” sözü “yeni emir”e işaret ediyor ve şu sözle yerine getiriliyor: “benim sizi sevdiğim gibi siz de birbirinizi seviniz”. Rahip saygıyla ekmek ve şarabın önünde diz çöküyor. O yukarıya kaldırılan ekmek ve şarap gerçekten Mesih'in bedeni ve kanı oldu ve onlarda gerçekten Mesih mevcuttur. Rahip onlara tapınmak için, diz çöküyor ve bu hareket aracılığıyla o anda sunağın üzerinde, hiç kimse O'nu görmezse de, herkese yaşam veren Mesih’in var olduğunu söylüyor. İsa’nın anısına bir araya geldik, Onun sevgisi için ilahiler söyleyip dua ediyoruz, O’nun ve Kutsal Ruh’u sayesinde Kutsal Kelam’ı dinledik. Tüm hayatımızı böylece İsa’nın anısıyla geçirmeye alışıyoruz. Bu şekilde bizim her kararımız onun bir isteğinin, yani onun sevgisinin gerçekleşmesi olacak!

32.

"İmanın gizi büyüktür!": kısa bir cümledir, fakat yaptığımız eylemin önünde duyduğumuz tüm şaşkınlığımızı kapsıyor, çünkü o eylemde göğün ve yeryüzünün Rabbi olan Allah'ın varlığı ve sevgisi belirmiş oluyor. Ekmek ve şarap üzerine söylenen sözler, sadece söz, boş ve etkisiz sözler olarak kalmadı: imanımız, Allah'ın tesir ettiğinden ve anlama yeteneğimizi aşan bir sevgiyle işbirliği yapmış olduğumuzdan, emindir. "İmanın gizi büyüktür": rahibin yaptığı bu ilan tüm cemaat tarafından tamamlanmaktadır: "Rabbimizin Mesih İsa, senin ölümünü anıyoruz, dirilişini kutluyoruz ve şanlı gelişini bekliyoruz". Aziz Pavlus bu anı bu şekilde yorumladı: Rabbin Bedenini yediğimizde, sessiz peygamberler gibi, dünyanın sonunda şanlı gelişiyle sonuçlanan Paskalya sırrını, yani İsa'nın ölümünün ve dirilişinin sırrını ilan etmiş oluyoruz. Cemaatin bu cevabı bazen ilahi olarak söylenir, çünkü Allah’ın tüm halkının sevincini ifade eder. Bugün ilahi söylemek istemiyor musun? Yine de, söyle! İlahi, senin duygusal sevincini dile getirmemeli, sen, Azizlerin sevincini, kurtuluşu bekleyen ve Efkaristiya kutlamasından lütuf alan günahkârların sevincini, dile getirmelisin!

33.

Ekmek ve şarap kutsandıktan sonra, rahip iki önemli dua okuyor.

Birincisi, daha önce cemaatin yaptığı gibi, İsa'nın ölümünün, dirilişinin, göğe çıkmasının ve geri gelişinin sırrını ilan ederek başlıyor ve sonra da, bizim Baba’ya, bu sırları hatırlayarak, "diri ve kutsal kurban" olarak sunmak istediğimizi söyleyerek devam ediyor. "Kurban" ne demektir? Bir kurban Allah'ın yanında olmak istediğimizin bir işaretidir. Bunu hangi şekilde gerçekleştirmeyi bilmediğimizden, O'na en değerli olan “bir şeyimizi” sunuyoruz. İsa dünyaya gelmeden önce, insanlar Allah'a, kendi kanının, kendi yaşamının yerine hayvanların kanını sunuyorlardı. Vaftiz olduğumuz andan itibaren, en değerli şeyimiz, İsa'dır! Bunun için Baba’ya İsa'yı sunuyoruz, yani İsa'nın kendisini, Zeytinlik Bahçesinde ve Son Akşam Yemeğinde başlamış ve haçta gerçekleşmiş olan kurbanını sunuyoruz. Kuşkusuz bu kurban Baba’nın hoşuna gidiyor! Ellerimizde Peder'in daha çok hoşuna gidebilecek başka bir şeyimiz yok. Bunu sunabiliyoruz, çünkü İsa kendisi "bunu beni anmak için yapınız" diye söyledi, hatta bunu bize emretti. Bunu yapmak, bir "tekrarlama" değildir, bütün zamanlar için geçerli olan ilk ve son kurbanı "tekrar sunmaktır".

İkinci dua ile ise, bizim, "Mesih'le tek bir beden, tek bir ruh" olmamızı sağlayan Kutsal Ruh'u diliyoruz. En kötü ve en yaygın denenme, bölme ve uyumsuzluk yaratan denenmedir. Ve biz denenmelerimiz için bahane bulmakta çok ustayız! Birlik dileyen bu dua kesinlikle Allah'ın arzusuna göredir, çünkü O, Kilisedeki hayatımızın Üçlü-Birlik'in hayatının ve sevgisinin yansıması olmasını istiyor. Baba’nın bizi dinleyip, bize Kutsal Ruh'u bağışlayacağına güveniyoruz, çünkü sunduğumuz ve beslendiğimiz kurbanı, yani sevgili Oğlu'nun Bedeni ve Kanını kabul ediyor!

34.

Baba’ya onun hoşuna giden gerçek kurbanı sunduk. Şimdi rahip O’na bizim ümidimiz ve arzularımızı sunuyor: mükemmel sevgisini göstermesini bekliyoruz; Allah bizi bu kurban sayesinde dinlemeli. Sonra, ebedi yaşama kavuşmuş kardeşlerimizin yanına varabilmemiz için ilk önce kendimiz için dua ediyoruz: bu kardeşlerimizin arasında Çok Kutsal Meryem Ana’nın, Havarilerinin ve kilisemizin aziz koruyucularının adını söylüyoruz. Onları anmamızın sebebi, onları görmememize rağmen, Allah’ın huzurunda canlı olduklarını bilmemizden kaynaklanmalıdır: iman ve sevgi örnekleriyle bize cesaret veriyorlar, bize yardımcı oluyorlar. Onlar Kilisenin ilk üyeleridir. Biz de, Kilisede imanı ve sevgiyi daha yoğun olarak yaşıyoruz ve aynı zamanda onda, bir ailede gibi, ümidimizi paylaşıyoruz. Bu yüzden yürekten Kilise için ve adlarını anarak, özellikle Papa ve Episkoposumuz için dua ediyoruz. Kilise somut bir ortamdır, gerçektir, düzenlidir, orada bir aile gibi herkesin bir görevi vardır. Otorite sahibi olanlar bunu birlik ve düzen kurmak için kullanırlar. Tüm rahipler ve tüm Allah’ın halkı için dua edelim, imanda ve sevgide kuvvetlensinler: bunlar en büyük ihtiyaçlarımızdır, bunlar olmazsa Kilise de Kilise olmaz. Kiliseden uzak olanları da unutmayalım: bazıları engelli veya özel koşullardan uzaktadırlar, başkaları tembellikten, maddiyatçılıktan, egoizmliklerinden veya imanları çok zayıfladığı için yoklardır. Ölmüş olan kardeşlerimiz de Kiliseye dâhildir, onlar bu dünyadaki görevlerini tamamlayıp ebedi hayata ulaşmışlardır. Onları Peder Allah’a emanet ediyoruz ve bir gün Allah bizi çağırdığında, onlarla karşılaşabileceğimizi ümit ediyoruz. Bu dualarda Kiliseyi bir bütün olarak görüyoruz ve sadece tehlike içinde olan biz günahkârları değil, şana kavuşmayı bekleyen araftaki kardeşlerimizi ve Baba’nın arzularını gerçekleştirerek cennete kabul edilenleri de dâhil görüyoruz.

35.

Şükran Duası, Kutsal Üçlük’e açık bir övgü duası ile biter. Bu övgü duası kısa olmakla beraber Kilisenin şükranını ve tapmasını çok güzel bir şekilde özetler. Kilise ilahi hayata dâhil olduğunun bilincindedir ve Allah’ın şanını büyük bir sevinçle yaşar. Gerçekten de Allah’ı övdüğümüzde en büyük ve en kapsamlı, en gerçek ve en paylaşılmış sevinci duyarız. Mesih İsa aracılığıyla ve O’nunla birlikte onun evlatlığını yaşarak, Kutsal Ruh’la birlik içersinde olan Peder Allah’a tüm şan ve şerefi tanıyoruz. Kutsal Üçlük yan yana olan üç kişinin birlikte yaşaması değildir, karşılıklı olarak güvenle ve sevgi dolu itaatle birinin diğerine kendisini sunmasıdır; bu sevgi çemberine zavallı ve günahkâr bizler de, kabul ediliriz. Bu övgü ilahisi sık sık rahip tarafından ilahi olarak söylenir ve cemaatin “âmin” demesiyle son bulur. Yüksek sesle veya ilahi olarak söylediğin bu “Âmin” ile gerçekleşeni onaylıyorsun: ekmek ve şarap kutsandı ve Baba’ya, Kilisenin yaşamı ve amacı için İsa’nın kurbanı olarak sunuldu. Bu “Âmin” ile tüm cemaat aktif olarak tek bir yürek oluyor ve Baba’ya kararlı bir evlat gibi yönelmeye hazırlanıyor.

 

KOMÜNYONA HAZIRLANMA

36.

Mesih’in Bedeni sunak masasında iken, İsa ile birlikte Baba’ya, Kilisenin vaftiz olduğumuzda bize şahsen teslim ettiği ve İsa’nın Havarilere öğrettiği cesur sözlerle hitap ederiz. Bu sözler niçin cesaret isterler? Bir an için putperest, Musevi veya Müslüman olduğunuzu düşünün. Bunlardan hiç biri Allah’ına bu sözlerle hitap etmeyi hayal bile edemez, bu sözler ona göre kibirlilik, kendini beğenmişlik veya hakaret gibi gözükebilir. Göklerdeki Pederimiz... Bu duayı size açıklamaya başlamayacağım, çünkü bu çok uzun sürer. Sadece şunu söyleyeyim, ilk bölümünde bize yaşamı veren ve bunun için ona “Baba” diye hitap ettiğimiz Allah’ın arzularını ve isteklerini yerine getirmek için hazır olduğumuzu söylüyoruz. Sanki şunu söylüyoruz: evlatlarınla toplanarak adını yüceltmek istiyorum, hükümdarlığını gerçekleştirmek istiyorum ve acı çekmem gerekse de İsa ile birlikte arzularını yapmaya hazırım. İkinci bölümde ise kendimizi dilenci yapıyoruz: her birimiz için ve tüm Kilise için maddi ve özellikle manevi ekmeği dileniyoruz. Kiliseyi besleyen ve birlik içersinde koruyan ekmek, Efkaristiya aracılığıyla içimize gelen Kutsal Ruh’tur. Bu ekmek Kiliseyi her gün besler, kuvvetlendirir, bazen şehitliğe kadar... Af diliyoruz ve af ediyoruz, böylece Baba’nın sevgisi tüm Mesih’in Bedenine yayılır. Şeytan’dan korunmayı ve kurtulmayı diliyoruz, çünkü denemeler çok ve güçlüdür: belki onun teşviklerini izleyerek, zenginliğe, zevklere, hırslara ve tatminlere kavuştuk, belki de onu dinleyerek başka kötü şeyler yaptık. Bu yüzden şeytan bedenimizde ve canımızda hak iddia eder!

37.

Göklerdeki Pederimiz duasının son sözü rahip tarafından tekrarlanır, böylece duaya devam edilir. Kötülükten kurtar! Kötülükler çoktur, örneğin bölünme, kıskançlık, kin, öç alma, ahlaksızlık, cimrilik, kızgınlık, yüzeysellik ayartmaları var. Bütün bu kötülüklerden kurtarılmaya ihtiyacımız vardır, kötülükler bizi sarsar ve korkutur, düşmanımız şeytanın var olduğunun işaretleridir. Bazen içimizde kötülük vardır, bazen de etraftan bize bulaşır. Bazı günahlar herkes tarafından kınanır, bazıları ise kabul görürler, bazı günahları biz işleriz, bazılarını akrabalarımız, bazıları ise, savaşları hazırlayıp, halkları ezen ve hiçbir ahlak kuralı tanımayan büyük organizasyonlar tarafından tertiplenir. Rabbim, bizi kurtar! Bütün bu kötülüklerin arasında, içimizde kurtarıcı Rabbim gelişini beklemenin sevinci var. O tekrar geldiğinde gerçek kurtuluş ve özgürlük olacaktır: Hükümdarlık, kudret ve yücelik ebediyen O’nundur! O’ndan barış, söz verdiği barışı da istiyoruz. O’nun barışı her kişinin içindedir ve herkesi birbirine bağlar. O’ndan ayrıca günahlarımızı göz önünde tutmamasını diliyoruz ve biz de aynısını yapmak istiyoruz: Kilisenin imanına bakarak kardeşlerimizin günahlarının etkisi altında kalmak veya sürüklenmek istemiyoruz.

38.

Dua ile barışı diledikten sonra, rahip tüm imanlılara barışı verir: Allah’ın selameti daima sizinle beraber olsun. Hemen arkasından barış duasının meyvesi olarak da herkese, birbirine barış işaretini vermeye davet eder. Kutsal Ayinin bu anında kötülük ettiğin veya kötülük gördüğün birisini gözünle aradığın olmadı mı? Bir “düşmanına” elini vermeyi hiç denemedin mi? Yapmış olsaydın Allah’ın dediklerini ciddiye almanın ne kadar güzel olduğunu görürdün.

Sonra da tüm cemaat birlikte ilahiye başlar. Mesih İsa’nın Bedenini yiyeceğimiz ana yaklaşıyoruz. Bunu nasıl yapacağız? Biz günahkârız! Gerçekten öyleyiz! İsa’yı, Vaftizci Yahya’nın seslendiği gibi çağıralım: “Ey insanların günahlarını kaldıran Allah'ın kurbanı”! Dünyanın günahı bizim üzerimize de çökmektedir. Çünkü biz de ona katkıda bulunduk. Biz de günah işledik. Bize merhamet eyle!

Bu duayı üç kere tekrarlıyoruz: ilk defa kişisel günahımız için; ikinci defa ailemizin ve cemaatimizin katkıda bulunduğu günah için; üçüncü defa ise dünyanın, engellemeyi bilmediğimiz günahı için. Yine imanımızı canlandırarak şöyle deriz: “Rabbim, bana gelmene layık değilim, ancak tek bir söz söyle, ruhum şifa bulacaktır”. Bu duayı İsa’nın, putperest birisinin evine giremeyeceğini bilen bir yüz başı, söylemişti. Şu an kendimizi samimiyetle günahkâr olarak kabul etmenin zamanıdır.

Rabbin Bedenine yaklaşmak için O’nun gerçekten Rabbin Bedeni olduğunu tanıyıp, kabul etmeliyiz. Elbette Kilisenin imanına katılmayan, Mesih’in Bedeni ile beslenemez. Hatta öldürücü günahlarını itiraf etmemiş olanlar da Mesih’in Bedenini alamazlar. Ayrıca Kilisenin kurallarının dışında olan durumlarda yaşayanlar, onu alamazlar. Onu alırlarsa, Mesih’in Bedeni’ne karşı yalancı olurlar. Bu durumda değilsen, tamamıyla günahsız olmasan da daveti kabul et ve alçakgönüllülük ve sevinçle rahibin dağıttığı Yaşam Ekmeğine doğru yönel!

39.

“Ey insanların...’ ilahisi söylenirken, Rahip, çok dikkatli biri değilsen, fark edemeyeceğin küçük bir hareket yapıyor: Kutsal Ekmeği böldükten sonra küçücük bir parçasını şarap kadehinin içine atar. Bunu niçin yapar? Bu hareket çok eski bir adettir ve halen yapılmaktadır, ancak eski anlamını artık taşımamaktadır. Bu gelenek Roma Episkoposundan, yani Papa’dan uzak olan cemaatlerin bir adeti idi. Onlar kendilerini Papa’nın kutladığı Ayine bağlı hissederlerdi, bu birliği ifade etmek için her Ayin kutladıklarında bir diakosun, Papa’nın kutsadığı bir Kutsal Ekmek parçasını getirmesini beklerlerdi. Gelince de bunu şarap kupasının içine atarlardı, sonra da Komünyonu dağıtırlardı. Bu, Havarilerin halefi olan kendi Episkoposuyla bir birlik işaretiydi, yalnız olmadıklarının kanıtıydı ve Episkoposun yönettiği bölgesel Kiliseye dâhil olduklarını hissettirirdi. Ayini kutlayan rahip bile bunu Episkopos izin verdiği için yapabildiğini bilir. Rahip tek ve itaatkâr bir rahipliğin üyesi olduğunu, vekil olduğunu ve Mesih’in Bedeni olan Kilisenin hizmetkârı olduğunu bilir. Günümüzde birinin bize Episkoposun kutladığı Efkaristiya parçasını getirmesini beklemiyoruz, bu düşünülemez bile. Ancak kutsal Ekmeğin bir parçasını şarap kupasına koyma âdeti halen yapılmaktadır: Kilisenin birliğini sembolize eder ve imanımıza dikkat eden ve ruhani gıda ile bizi besleyen bir Episkoposun bulunmasının çok önemli olduğunu göstermektedir.

 

KOMÜNYON

40.

Komünyona katılanlar sunak masasına doğru ilerlerler. Ama aralarından bazıları banklarda kalır ve ruhani bir komünyon yapar: “İsa, içime gel. Senin gözünde içimde büyük bir günah var, fakat Tövbe Gizemi ile seni layık bir şekilde almaya hazırlanamadım... Tüm haftayı dalgın geçirdim... Evli olmadığım biriyle yaşıyorum ve şimdilik durumumu değiştiremem... Ama sen, Rabbim, yapabilirsen, bana merhamet et; gel ve beni gerçek bir Allah’ın evladı yap, senin hükümdarlığın için beni kullan”! Komünyon yapmak için sıraya girenler ise rahibe yaklaşırlar ve kutsal Ekmeği imanla alırlar. Doğrudan ağza alınabilir veya sol el, sağ el üzerinde, haç şeklinde uzatılır. Aziz Agostinus şöyle derdi, “Böylece Rabbi ellerinden yapılmış bir taht üzerine alırsın”; dönmeden önce de başını eğerek, O’nu ağzına götürürsün. Hangi şekilde yapmak sana daha çok huzur veriyorsa, komünyonu öyle yap. Rahip sana: “Mesih’in bedeni” der, sen de yüksek sesle “Âmin” diyerek tasdiklersin. Yediğin Mesih’in Bedenidir, onu sana Mesih’in Bedeni olan kilise sunar ve sen de Mesih’in Bedeni olursun! O yediğin basit bir ekmek parçası değildir, sen de artık basit bir insan değilsin, cemaat de sadece bir insan topluluğu değildir, çünkü artık Mesih İsa oradadır! Sen O’nu yiyerek, O oldun ve O’na layık bir şekilde yaşayacaksın, çünkü sana bu gücü O, verecektir! Cemaat da Allah tarafından sevilen bir azizler cemaatidir ve Mesih’in Bedenini teşkil eder, O’na sevgiyle cevap verir: sadece O’nunla ve O’nun için yaşamak istiyor. Komünyon işte budur: Cennetin gölgesi ve aydınlığıdır!

41.

Hep birlikte Kutsal Komünyon almaya giderken, koro imanımızı, sevincimizi ve huzurumuzu göstermek için bize yardım eder. Genelde Komünyon anında söylenen ilahi sakindir; Rab İsa’ya olan imanı ve sevgiyi ifade edip, yaşadığımız hayat için ve ebedi hayat için, huzuru, güveni ve sevinci bağışlar. Bazen o anda bize bir sessizlik zamanı da verilir. Biz de o anı kutsanmış ekmek ile içimize geleni hayret, şükran ve tapınma ile karşılayarak değerlendiriyoruz. Bazı özel günlerde Kutsal Ekmek kupadaki Kutsal Şaraba batırılır, hatta bazen kupadan Kutsal Şarap içirilir: böylece Rabbin kurbanına daha anlamlı bir şekilde katılırız, ama böyle yapmak şart değildir. Bu gelenek çok eskiden beri bırakıldı, çünkü pratik zorluklar ve lüzumsuz uzatmalar yaratmaktadır. Hıristiyanların canlı bir imana ulaştıkları cemaatlerde vakit problemi olmaz: zaten Efkaristiya kutlamasını yaşamlarının en önemli ve en değerli anı olarak yaşamaktadırlar ve elbette ki saate bakmamaktadırlar. Biz kutsal Komünyon ile Mesih’in Bedeni olduk, Rabbimiz İsa da “bizim” oldu! Komünyon’dan sonraki sessizlik dua ile sona erer. Bu dua sayesinde Allah’a, Mesih’in Bedeni sayesinde bizlerin yaşadığımız bu dünyada, meyve vermemizi sağlamasını, diliyoruz.

 

AYİN’İN KAPANIŞ BÖLÜMÜ

42.

Ayin’in kapanış bölümü kısadır. Rahip halkın üzerine ellerini kutsama için uzatmadan önce dördüncü defa için “Rab sizinle beraber olsun!” der. Kutsama anı önemli bir andır. Değişik Bayram günlerinde, değişik sözlerle verilir, ama daima cemaatin Kutsal Üçlük adına haç işareti ile işaretlenmesi ile tamamlanır. Bu işaretle, Allah’ın sevgisi herkese bağışlanır: O, “dünyayı o kadar çok sevdi ki biricik Oğlunu verdi”. Her imanlı, aynen Ayinin başında olduğu gibi, haç işareti yaparak, kutsamayı kabul eder. Kutsama, Allah’ın hükümdarlığında kendi görevini yapabilmek için kuvvet ve neşe verir. Bu görev daima yenidir, cemaat, aile ve sosyal ilişkiler için değerlidir. Kutsama, sonraki ‘Barış içinde gidin’ sözü kabul etmek için hazırlıyor. Bu bir ayrılma mesajı değil, görevin verilmesidir: “Yaşam Sözü ve Ekmeği ile beslendikten sonra, şimdi git ve karşılaştığın kişilere hikmetini ve gücünü ilet. Şimdi, Allah’ın ile birleştin, git ve nuru ile etrafı aydınlat. Şimdi, göksel değerlerle zenginleştin, git ve onları daha tanımayanlarla paylaş. Şimdi, gerçek barışı yaşıyorsun, onu dünyaya taşı. Şimdi Allah tarafından, Oğlu gibi, yollanıyorsun: senin sayende başkalarının O’nu tanımasını ve O’nunla karşılaşmasını sağla. Vaaz yapman gerekmiyor, yaşamın öyle güzel bir örnek olmalı ki, bunun açıklamasını sorsunlar ve o zaman sen Rabbinden ve O’nunla her gün karşılaşmanı sağlayan ve O’nun sözünü ve varlığını veren Kilise’nden bahsedeceksin.

 

EKLEMELER

43.

Amerika’da birçok kilisede, Ayinin sonunda tüm katılanlar yan taraftaki bir odada kahve içmeye davet ediliyormuş. Böylece arkadaşça çene çalıyorlar, tanışıyorlar, hafta içersindeki acı ve mutluluklarını paylaşıyorlar, tavsiye alıp veriyorlar, arkadaşlıklarını sürdürüyorlar ve böylece Kutsal Ayine katılarak başlamış olan birliği sürdürüyorlar. Bu karşılaşma anları özellikle değişik Hıristiyan tarikatlarının, Protestan ve Anglikan kiliselerinin çok olduğu, değişik dinlerin, İslam ve Budistlerin olduğu ve çok kişinin dinden uzak yaşadığı yerlerde gerçekleştirmek çok önemlidir. İmanlılar arasında günlük arkadaşlık ilişkileri çerçevesinde, derin ve kutsal bir iman karşılaşması gerçekleştirmek çok önemlidir. Eğer bu birliktelik Ayinden hemen sonra yapılamıyorsa, gün içersinde gerçekleştirmek çok iyi olur. Eğer Kilisende böyle toplantılar yapılıyorsa, bunlara katılmak için, önemli görevin olarak, elinden geleni yap. Yapılmıyorsa da yapılmaları için uğraş. İsa sayesinde, Komünyon yaparak kardeş olarak büyüdük ve bu kimliğimizi yaşamak istiyoruz. Bu hepimiz için mutluluk ve ümit kaynağı olacaktır!

44.

Kutsal Ayine gittin, Allah’ın Sözü’nü dinledin ve O’nun Ekmeği ile doydun. Şimdi de lütuf ile dolu meyvelere sıra geldi! Kutsal Ayindeki kutsal ve büyük olaylar sonuçsuz kalmazlar ve Ayinden sonra da devam ederler. Allah’ın işlerinin, içimizde uyandırdığı duygular listelemekle bitirilemez! Tecrübe ederek şunu söyleyebiliriz ki Ayin’in meyveleri çok bol ve çok güzeldir; barış ve sakinlik getirerek insanı güzelleştirirler. Bu uyum ve esenlik insanın içinden gelmektedir ve bu meyveler insanlar arasındaki iletişimi de kuvvetlendirerek barışı, yardım severliliği esinlerler ve Rabbin ışığından habersiz yaşayan kimselere karşı dikkatle yaklaşmamızı sağlarlar. Sen de Ayin’in sana ve topluma getirdiği ruhsal meyveleri keşfet ve Allah’a bunlar için şükret! Ayrıca senin kardeşlerinin, Efkaristiya’dan doğan girişimlerine katılmayı ihmal etme! Eğer Tanrı sana yapılması gereken bazı sevgi ve yardımseverlik işleri gösteriyorsa ve onları gerçekleştirmek için yeteneği de sana verirse, O’nun sevgisi uğruna bu işleri yap! Bu işler insanları bilgelik, doğruluk ve kutsallıkta büyütecektir!

45

Haftaya pazar günü de Efkaristiyayı kutlamaya döneceksiniz! Bu Allah’ın mutlu günüdür. O seninle birlikte olmaktan mutluluk duymaktadır! Bu günde Allah yarattığı insanlar için mutluluk duymaktadır: O senin imanından ve O’na olan sevginden, Pazar gününü kutlama emrine itaatinden mutluluk duymaktadır. Bize önemli bir bayram hediye edildi, bu bayram İsa’nın dirilişidir! İsa da sekizinci gün Havarilerinin arasına gelerek onlara barışı verdi, imansız havariye kendini tanıttı, onlara sevinç verdi, Kutsal Ruh’u verdi. Biz de sekizinci günde mutlaka O’nunla karşılaşmak için toplanıyoruz, O’nun Sözünü dinliyoruz ve Bedeni ve Kanı ile besleniyoruz. Biz gerçekten de Rabbin günü olmadan yaşayamayız, o gün kimliğimizi belirtmektedir. Biz Hıristiyan mıyız? Bu, pazar günü belli olmaktadır. Biz Rab İsa’yı sever miyiz? Bu, pazar günü belli olmaktadır. İsa’nın, dünyadaki görülen mevcudiyeti olan Bedenini sevmeden kendisini sevemeyiz. O’nun arzu ettiklerini istemeden, O’nun başlattıklarını devam ettirmeden, O’nu sevmeyiz. Rab İsa, kendi mistik Bedeni olarak, Kiliseyi kurdu ve Kilisenin başı olmaya devam etmektedir: biz O’nun arzularına göre yaşarsak O’nu seviyoruz, demektir. Denize, dağa gitmekten vazgeçip bu günün sevincini yaşarsan, Mesih İsa’nın ve Kilisesinin değerinin şahidi olacaksın!

46.

Her Pazar, Kutsal Efkaristiya günüdür! Pazar günü Efkaristiya Gizemine katılmayan Hıristiyan’ın inancı zayıflar, Allah’ına tanıklık etme fırsatını kaçırmış olur ve en kötüsü de, cennette sonsuz bayramı kutlasın diye, yaratıldığını unutmuş olur. Kilise, bize her Pazar Efkaristiya sırrına katılmayı öğretir ve isteyerek bunu ihmal edenlerin büyük bir günah içinde bulunduklarını bildirir. Kilise, bir anne, bir öğretmen gibidir: bize söylediğin her şey iki bin senede ettiği tecrübesinden gelir.

Maalesef bazen, iyi Hıristiyanlar bile her hafta Efkaristiya sırrına katılmamayı alışırlar. Bu şekilde, Kilise’den uzaklaşırlar, inanç konusunda sıkıntılara düşerler, yeryüzündeki karışıklıklara kapılırlar.

Oysa Efkaristiya, içinde kutlanıldığı her günü kutsar. Pazar günü harici, hafta içinde de Kutsal Ayine katılanlar ise, o kadar çok lütufla, Allah’ın sevgisiyle, neşe ve sonsuzlukla dolarlar ki!

Zaten Roma Kilisesi kanunları da, ibadet süresinin çok uzun olmamasını sağlamaktadırlar.

Rabbimiz İsa’ya şükürler olsun, çünkü Efkaristiya sırrıyla bize her gün O’nun sevgisiyle ve sunmasıyla birleşme fırsatı veriyor!

Peder’e şükürler olsun, çünkü bizi her gün bize olan sevgisinden dolayı kurban olan Oğlu ile birleştiriyor!

Kutsal Ruh’a övgüler olsun, çünkü bizi her gün nuruyla donatıyor, Kutsal Efkaristiya sayesinde içimizi dolduruyor, güç, bilgelik ve hayat veriyor.

47.

Uzun zamandır Kutsal Ayin’den ve değişik anlarından konuşuyoruz, bu konunun sonuna varmış olduğuma neredeyse üzülüyorum! Ancak tamamen bu konuyu kapamadan önce size bazı düşüncelerimi ve kalbimdeki bazı duyguları aktarmak istiyorum: belki bazılarınıza faydalı olabilirler!

İlk değineceğim düşüncem, Paskalya ve Noel Bayramları gibi büyük bayramlardaki kutlamalardır. O günlerde Kilise kalabalık olmaktadır ve herkesin mutluluğu artmaktadır. Herkes Sözü dinleyerek ve aynı zamanda o günlerin yoğun duasından lütuf ve Kutsal Ruh’u almaktadır. Aynı zamanda rahipler de cemaatin kalabalıklaşmasından mutludur, ama tüm Kilise gibi kalbinde acı hissetmekten kendini alamaz: çünkü bu kalabalığın arasındaki birçok kişinin yüreği açık değildir ve kendini Mesih İsa’ya vermeye hazır değildir. Onlar diğer Hıristiyanların her hafta Ayine katılarak gösterdikleri sadakati göstermemeye kararlıdırlar, bunu onlardan Allah istese bile... Bu bencillikleri cemaatin sevgisini ve sevincini azaltmaktadır, rahibin vaazını da etkilemektedir. Yapılabilecek bir şey var mı, bilemiyorum... Rabbe daima açık olun, arzularını yapmaya hazır olun ve kardeş sevgisiyle dolu olun: belki de birileri aranızdaki karşılık beklemeyen sevgiden etkilenerek, bunun İsa’nın bir çağrısı olarak görür ve haftaya Pazar, tekrar Ayine katılmaya karar verir!

48.

Efkaristiya esnasında sunak masasının etrafında dolaşan ve küçük hizmetler yapan çocuklar dolaşır. Servis yapan çocukların varlığı cemaat için değerlidir ve bunu yapmak kendilerine de faydalıdır. Bu sayede Ayine dikkatle ve sevinçle katılırlar. Kilisede bir görevlerinin olmasından mutluluk duyarlar ve işbirliği yaptıkları için sevinirler. Birkaç yıldan beri servis yapan çocuklar, sadece erkek çocuklar değil, artık bunu yapan kız çocuklar da var. Cemaatimizde herkesin bir görevi vardır. Kız çocukların da servis yapmasını kadın erkek eşitliğini isteyen feminist bir akımın etkisi gibi görenler var. Bazı kişiler ise bu iş uzarsa erkek çocukların belirli yaşlara vardıklarında rahatsızlık duyup çekileceğini savunuyorlar. Bazı rahipler ise kız ve erkek çocuklarına değişik görevler vererek çözüm bulmuşlardır. Mesela erkekler sunak masası etrafındaki hizmetleri yaparlar, kızlar sunakları getirirler, gibi. Her ne olursa, çocukların varlığı Peder’in ve İsa’nın çocuklara olan sevgilerinin işaretidir. Çocuklar yoksa büyükler sunak masası etrafındaki hizmetleri yerine getirirler. Yaptıkları en önemli hizmet orada bulunmalarıdır. Bu sayede rahip bir cemaatin parçası olduğunu hisseder ve cemaatin da seyirci değil, aktif bir toplum olduğunu hissetmesini sağlar.

49.

Hıristiyan ebeveynler Pazar Ayinine çocuklarını en küçük yaştan itibaren getirirler. Onlar belki bir şey anlamıyorlar, ama biz büyükler her şeyi anlıyor muyuz? Efkaristiya kutlaması anlamamız için değil, her şeyden önce mutluluğumuz için verilmiştir. Çocuklar da Ayine katıldıklarında bu huzurlu ortamdan faydalanırlar, Kutsal Ruh dolu havasından faydalanırlar, çünkü evlerinde veya kreşlerde bu huzuru bulamazlar. Çocuklar anlayamazlar, ama görüyorlar, duyuyorlar, anlıyorlar: biz ilahiler söylerken, dua ederken veya gizemlere sessizlikte taparken onlar hepimizden çok Rabbin lütfünü almaya açık olurlar. Ben, çocukları anne ve babalarının kollarında gördüğümde veya etrafta dolaştıklarında, mutlu oluyorum. Gürültü yaptıklarında beni rahatsız etmiyorlar: sanki onlar da Rabbi övüyorlar. İsa çocukları üzerine alırdı, onları kutsardı: bugün de onları kutsuyor!

50.

Hastalar ve yaşlılar çoğu zaman Efkaristiya Ayini’ne katılamazlar. Yeni doğum yapmış anneler, hasta çocuğu olanlar ya da bırakamayacakları işi olanlar Ayine gidemeyebilirler. Cumartesi akşamı bile Ayine gidemeyecek olanlar hafta içinde herhangi bir gün Ayine gitmeye çalışacaklar. Hastalar, eğer yapabiliyorlarsa radyo ya da televizyondan Ayini izleyebilirler. Bu, Ayine katılmanın yerini tutmaz, fakat kişi kendini cemaatin bir parçası gibi hisseder, dua eder ve Tanrı Sözü’nü dinler. Eğer evinizde bir yaşlı ya da hasta Kutsal Ayin’i dinliyorsa onu rahatsız etme. Onun yanında otur. O kişi kendini daha mutlu ve Kilisenin üyesi olarak hissedecektir. Özellikle, o gün kiliseden rahip veya başka bir görevli ona Efkaristiya’yı, yani Mesih’in Bedeni’ni getirirse çok mutlu olacaktır!

51.

Yolculukta olduğun zaman veya arkadaş, akraba ziyareti dolayısıyla şehrinden uzaklaştığın zaman Efkaristiya’yı başka bir cemaatte kutlama durumunda bulunabilirsin. Elbette alışık olduğun dışında bazı şeyler görebilirsin: aynı liturjik duaları kullanmakla beraber bazen değişik şekillerde törenler yapılabilmektedir. Her cemaatin, Efkaristiya kutlamasını güzelleştirmek için, kendine özgü bir şekli vardır. Sen onlara katılınca öğrenmeye çalış. Etrafına dikkatle bak, küçük farklılıklar bile Kilisenin çehresini zenginleştirmektedirler. Değişiklikleri hor görme veya çekiştirmeye kalkışma, tersine Rabbe O’nu övmek için kullanılan değişik yollar için teşekkür et. Rab imanlıların ona değişik yollarla sevgisini göstermelerinden mutludur. Gittiğin cemaatlerde de Rabbi sev, sevgin ve imanın bulduğun kardeşlere cesaret veren bir tanıklık olsun. Sen sadece Rabbe kendini veriyorsun, sadece O’na kendini adıyorsun; O seninle karşılaşıyor; tüm imanlıları kardeş yapan Rab İsa’dır!

«Rabbimiz, Aziz Peder, ebedi ve kadir Allah, her zaman ve her yerde, Kurtarıcımız Mesih İsa’nın adına seni övmek ve sana şükretmek bir görevdir ve bir selamet yoldur.

Çünkü Mesih İsa haç üzerinde ölümü ile gerçekleştirdiği kurtuluşun, yüzyıllar boyunca anılması ve insanlara ulaşması için Havarileriyle yemek yerken, kendisini sana günahsız ve tertemiz bir kurban olarak sundu ve sen, Peder, onun şükran kurbanını sevgiyle kabul ettin. Aynı iman, insanları aydınlatsın ve aynı sevgi, onların kalplerini birleştirsin diye bu kutsal gizeme katılan müminlerini kuvvetli ve kutsal kılarsın. Kalbimizin lütuflarınla dolup Oğlunun kalbine benzemesi için ilahi sofraya katılmaya geliyoruz. Böylece gök ve yer seni över ve Yeni Ahdin ilahisini söyler. Bizler de seslerimizi Meleklerin seslerine katarak, seni yüceltiriz ve deriz ki: Kutsal, Kutsal, Kutsal...»

(Efkaristiya Bayramında Şükran Duasına Girişi)

 

ENDEKS

SÖZ VE EKMEK

HAZIRLANMA

GİRİŞ DUALARI

AF DİLEME

İLAHİ

“GÖKLERDEKİ ALLAH’A ÖVGÜLER OLSUN” İLAHİSİ

DUA EDELİM

KUTSAL KİTABIN OKUNMASI

BÜYÜK İMAN DUASI

İMANLILARIN DUALARI

SUNAK BÖLÜMÜ

EFKARİSTİYA BÖLÜMÜ - ŞÜKRAN DUASI

ŞÜKRAN DUASINA GİRİŞ

“KANUN”

KOMÜNYONA HAZIRLANMA

KOMÜNYON

AYİN’İN KAPANIŞ BÖLÜMÜ

EKLEMELER